İmarhaber

Hangi Abdülhamid?

Bu makalemizde Sultan II. Abdülhamid’e isnat edilen söylemleri biraz açmaya çalıştık

Hangi Abdülhamid?
Muhammed YİĞİT( muhammedyigit275@gmail.com )
TARİHÇİ-YAZAR Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi
Google News
14 Mayıs 2021 - 17:27

Kürşad Sahaf’ta yayınlanan ve aşağıda da linkini vereceğimiz önceki makalemizde[1] Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışını anlatmaya ve hakkında isnat edilen bazı söylemlere cevap vermeye çalışmıştık. Bu makalemizde ise Sultan Hamid hakkında söylenen bazı söylemlere kaynakları ile cevap vermeye çalışacağız. Özellikle Cumhuriyet tarihçisi Sinan Meydan’ın başını çektiği bu söylemler dilden dile dolaşarak bir bilgi kirliliği oluşturmakta. İşbu makalemizde bütün söylemlere cevap veremesek de en azından bir kısmını kaynakları ile düzeltip kamuoyuna duyurmuş olacağız.

Öncelikle Sultan Hamid hakkında en çok merak edilen ve yeri geldikçe eleştiri olarak kullanılan, sürekli pişirilerek tarihçilerin önüne konulan bir meseleye değinmek gerekir ki bu mesele II. Abdülhamid’in içki içip içmediğine dair meseledir. Hedefimiz Sinan MEYDAN olmayıp sadece girişte onun şahsından örnek verdiğimiz için bu örnek üzerinden devam edelim, sayın Meydan, “Atatürk Etkisi“ adlı kitabının “II. Abdülhamit Mi? “ kısmında Abdülhamid’in bağnaz olmadığını ve bu durumun oluşmasında da içki içip opera dinlemesini bir faktör olduğunu söylemektedir.[2] Bu söylem sahiplerinin genel olarak kullandığı belli başlı tarihi değeri olmayan kaynakları var, bunlardan birincil kaynak olarak kullandığı Osman Ertuğrul Efendi’nin ‘Dedem Rom içerdi.’  Söylemini referans alanlar için Osman Ertuğrul Efendi, Sultan Abdülhamid’i en son gördüğünde 6 yaşında idi. 6 yaşında bir insanın 90 yaşında bu olayı hatırlaması ne derece mümkün olabilir, velev ki mümkün ve hatırlıyor o zaman Tahsin Paşa gibi Abdülhamid’in sigaraya düşkün olduğunu hatıralarında yazan[3] bir adam neden içki içtiğini yazmaz? Bu da ayrı bir sorudur. Tahsin Paşa’nın kaynak olarak gösterdiğimiz eserinde Sultan’ın sigara düşkünlüğünü şöyle anlatmaktadır; `` Pek çok sigara ve kahve içerdi. Sigaralarını Tütüncübaşı Ali Efendi denilen ve en eski emektarlarından olan zat tedarik ve takdim ederdi. Kahvesini kahvecibaşı hazırlar ve bir tepsi içinde iki beyaz fincan ve bir cezve ile gönderirdi. Sultan Hamid her defasında mutlaka iki fincan kahve içmeyi sevdiği için birinci fincanı bitirdikten sonra ikincisini aynı fincanda içmeyip diğer temiz fincana koyarlardı. “[4] Görüldüğü üzere bu kadar detaylı anlatan bir kaynak eğer Osman Ertuğrul Efendi’nin dediği doğru ise neden içki içtiğinden bahsetmez, bunu kıymetli okuyucularımıza bırakalım…

Sultan Hamid’e isnat edilen söylemlerden bir diğeri ise Kıbrıs’ı bir miktar para karşılığı İngilizlere  bıraktığıdır.[5] Bu olayın sebebini ve bu olaya neden olan gelişmeleri bilmezsek bu yönden bir sonuç doğması muhakkaktır. Bu olayın sebebini bir önceki makalemizde tafsilatlı şekilde verdiğimizden sadece başlık olarak söyleyip geçmeyi uygun bulduk.[6]

Bir diğer söylem ise Mısır’ın 1882’de işgalinde Abdülhamid’in etkisiz kaldığı ve Mısır’ın onun döneminde elimizden çıktığıdır. Mısır, Sultan Abdülhamid’in saltanatından yıllar öncesinde dedesi II. Mahmud zamanında elden zaten çıkmıştı, sadece kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı olarak gözükmekteydi. Kavalalı’nın Osmanlı’yı mağlup etmesi ve Mısır’da hakimiyet kurması zaten Mısır’ı Abdülhamid’den seneler öncesinde Osmanlı’dan koparmıştı. Bu iddiayı asılsız olarak addedenlere ise bu cümlelerin kaynağının hâlihazırda MSÜ rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu olduğunu söylemek gerekir ki Afyoncu Hoca, Tarihin Arka Odası adlı programda bu görüşünü defaatle savunmuştur. Yani Mısır, 2. Abdülhamid dönemine kadar zaten fiilen elden çıkmıştı.

Yine, Sayın Meydan’ın “Atatürk Etkisi“ adlı eserinde Abdülhamid ve Osmanlı borçlarını anlattığı Duyun-u Umumiyye bahsinde “II. Abdülhamid ne Duyun-u Umumiyye’nin Osmanlı’nın temel gelirlerine el koymasına engel olabildi ne de bu jandarmalı Tütün Rejisi’ni kaldırmaya cesaret edebildi.“[7] diye bahsetmektedir. Gelin, olayın gerçeğine bir göz atalım: Sultan II. Abdülhamid 1876 yılında tahta geçtiğinde Osmanlı zaten 1875 tarihinde mali iflasını açıklamıştı. Yani Sultan batmış bir devletin başına geçmişti ve tamamı ile bir enkaz devralmıştı.

Galatasaray Lisesi Müdürü Prof. Dr. Vahdettin Engin “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid“ adlı eserinde Osmanlı’nın ödenemeyen dış borçları bahsinde şöyle bahseder bu konuda; “ Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde ve sonrasında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkışında, söz konusu iflasın ve borçların ödenemeyeceğini duyurmanın etkisi vardı. Savaş bitince Sultan Abdülhamid, alacaklı ülke temsilcileri ile sıkı bir pazarlığa girişip onları alacaklarının bir kısmından vazgeçirmeye razı etti. Aksi halde devlet parçalanacak ve hiçbir şey alamayacaklardı. ABDÜLHAMİD’in BU KESİN TAVRI ÜZERİNE ALACAKLI ÜLKELERLE YAPILAN ANLAŞMA İLE OSMANLI’NIN BORÇLARININ YARISI SİLİNDİ. Buna karşılık Duyun-u Umumiyye adı verilen bir idare kuruldu. (1881) “[8]   Yani hocanın da dediği gibi Abdülhamid borçları yapılandırarak YARISINI SİLDİRMİŞTİ. Böylece Osmanlı büyük bir külfetten kurtulmuştu. Abdülhamid’in borç sildirip, borç ödemeyi yapılandırmasını ekonomik bağımlılık olarak yorumlayanları da yine kamuoyunun inisiyatifine bırakıyoruz.

Osmanlı’nın borçlarının yarısını sildirip yapılandırdıktan sonra borçların %52’si silinerek 252 milyon liralık borç 125 milyona inmişti. 1881 yılındaki 252 milyonluk borç Osmanlı’nın ne kadar dar bir boğazda olduğunun göstergesidir ki bu meblağ Osmanlı’nın bir yıllık gelirinin 14 katına tekabül etmekteydi. 1900’lü yılların başlarında ise II. Abdülhamid Duyun-u Umumiyye ile Tevhid-i Duyun görüşmelerine başlamıştı. Tevhid-i Duyun, borçların birleştirilmesi demekti. Sultan, Tevhid-i Duyun sonucunda Osmanlı’nın 1900’lerin başı itibari ile mevcut borçlarını 75 milyondan 32 milyon liraya düşürdü ve bu şekilde tek kalemde toplanan borçlar yeniden yapılandırılmış oldu. Sultan Hamid, II. Meşrutiyet’in ilan edildiği ve kendisinin devre dışı kalacağı 1908 yılında, dış borçlar 25 milyon liraya inmişti ki, bunun anlamı borç miktarının devletin bir yıllık gelirine denk düşecek şekilde azaltılmış olmasıdır. II. Abdülhamid’ in iflas etmiş bir ülke devraldığı 1876 yılında, borç miktarının bir yıllık gelirin 14 katı olduğunu belirtecek olursak gelinen noktanın ne kadar önemli olduğu kolaylıkla anlaşılır.[9]    

Böylece bu makalemizde Sultan II. Abdülhamid’e isnat edilen söylemleri biraz açmaya çalıştık; bir dahaki makalemizde Allah nasip ederse kalan söylemlere de cevap vermeye çalışacağız.

KAYNAKLAR

[1] https://kursadsahaf.com/sultan-abdulhamid-han/#comment-24

[2] Meydan, Sinan “Atatürk Etkisi“, İnkılap, İstanbul 2018, syf. 15 

[3] Paşa, Tahsin “Tahsin Paşa’nın Yıldız Sarayı Hatıraları“ Yakın Plan, İstanbul 2018, syf. 19

[4] Paşa, Tahsin “Tahsin Paşa’nın Yıldız Sarayı Hatıraları“ Yakın Plan, İstanbul 2018, syf. 19

[5] Meydan, Sinan “Atatürk Etkisi“, İnkılap, İstanbul 2018, syf. 16

[6] https://kursadsahaf.com/sultan-abdulhamid-han/#comment-24

[7] Meydan, Sinan “Atatürk Etkisi“, İnkılap, İstanbul 2018, syf. 19  

[8] Engin, Vahdettin “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid“, Yeditepe, İstanbul 2019, syf. 67

[9] Engin, Vahdettin “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid“, Yeditepe, İstanbul 2019, syf. 68- Engin Vahdettin “Pazarlık“, Yeditepe, İstanbul 2010, syf.112-136

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-
SON EKLENEN FİRMALAR
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -

İmara açılacak yerler, imarı planlanan yol, hastane, metro güzergahları, değerlenecek bölgeler, imar planları