Söz Sanatları Nelerdir? | 30 Mayıs 2024İmar Haber

30 Mayıs 2024 - 06:43

Söz Sanatları Nelerdir?

Söz Sanatları Kaç Tanedir? Ana dallarıyla ve tüm detaylarıyla edebi söz sanatları nelerdir?

Söz Sanatları Nelerdir?
Son Güncelleme :

13 Eylül 2023 - 23:04

Google News Google News href="http://www.facebook.com/share.php?u=https://www.imarhaber.com/soz-sanatlari-nelerdir/65221/" title="facebook">

Söz sanatları, dilin estetik ve etkili bir şekilde kullanılmasını ifade eden edebi tekniklerdir. Şairler, yazarlar ve konuşmacılar, metinlerini daha çarpıcı, güzel veya etkileyici hale getirmek için çeşitli söz sanatları kullanır. Bu yazımızda sizlere dilimizde, Türk Edebiyatında, kullanılan söz sanatlarını tam anlamıyla ve tüm detaylarıyla anlatacağız.

Kaç Tane Söz Sanatı Vardır?

Öncelikle söz sanatları Mecaza dayalı (6 adet), Anlama dayalı (19 adet) ve Söze (söylenişe) dayalı (10 adet) olarak 3 ana dala ayrıldığını söylememiz gerekiyor. Bunlar da kendi içinde alt dallara ayrılıyor ve toplam da 35 tane söz sanatı bulunuyor.

Mecaza Dayalı Söz Sanatları

Mecaz: Bir sözcüğün ya da sözün gerçek anlamından sıyrılarak yeni bir anlama gelecek şekilde kullanılmasına mecaz denir. Mecaz genellikle anlatımı daha etkili bir duruma getirmek, anlatıma canlılık katmak amacıyla yapılır. Mecaz anlamlı sözcükler duygu ve hayale zenginlik katar.

“Açık kapıdan içeri rüzgâr giriyordu.” cümlesinde “açık” sözcüğü gerçek anlamıyla “kapalı karşıtı, açılmış” anlamında kullanılmıştır. “Açık görüşlü bir insandır.” cümlesinde ise gerçek anlamının dışında mecaz anlamı ile kullanılmıştır.

“Bu adam galiba karanlık işlerle uğraşıyor.” cümlesinde karanlık sözcüğü gerçek anlamından uzaklaşarak “yasal olmayan” anlamıyla mecaz anlamda kullanılmıştır.

Not: Mecaz aslında başlı başına bir edebi sanat değildir. Daha çok bazı sanatların ortaya çıkmasına yardımcı olur. Örneğin teşbih, istiare, teşhis, kinaye, mecaz-ı mürsel gibi sanatlar mecaza dayalıdır.

1-MECAZ-I MÜRSEL (Ad Aktarması)

Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden, gerçek anlamı dışında başka bir sözcüğün yerine (Parça-bütün, iç-dış, neden-sonuç, yazar-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler kurularak) kullanma sanatıdır.

Halit Ziya’yı okudun mu? (Halit Ziya’nın eserlerini okudun mu?) Sanatçı- yapıt ilişkisi.

Vapur, Beşiktaş’a yanaştı. (Beşiktaş iskelesine yanaştı) Parça-bütün ilişkisi kurulmuş.

Sobayı yaktım. (Sobanın içindekileri- odun-kömür)

Konağa sor. (Konağın içinde oturanlara sor)

Onda kafa yok! (Onda akıl yok)

“dış” söylenerek “iç” kastedilmiştir.

Üç gündür bereket yağıyor. (yağmur)

Yağmur bereket, bolluk getirdiği için, sonuç söylenerek sebep (yağmur) anlatılmak isteniyor.

Sivas, mandayı kabul etmedi (Sivas Kongresi üyeleri anlatılmak isteniyor.

Mecaz-ı Mürsel, dilimizde çok yaygındır. Günlük konuşmalarımızda, deyimlerimizde mecaz-ı mürsellere oldukça yer veriyoruz.

Ayağını giy. (“Ayakkabını giy” demek isteniyor. İç ve dış ilgisi kuruluyor.)

Ünlü raketler Avrupa’dan döndüler. (“Ünlü tenisçiler Avruda’dan döndüler”. Demek isteniyor.)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilal

“Hilal sözcüğüyle” bayrak anlatılmak isteniyor. Parça-bütün ilişkisi kurulmuş, mecaz-ı mürsel yapılmıştır.

2-TEŞBİH (BENZETME)

Aralarında türlü yönlerden karşılaştırılarak benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden zayıf olanı, nitelikçe daha üstün olana (güçlü olana) benzetme sanatıdır. Ancak, sözcükler gerçek anlamda da kullanılabilir.

Bir benzetmede dört öğe bulunur:

Benzetilen: Başka bir şeye benzetilen varlıktır.

Kendisine benzetilen: Nitelikçe daha güçlü olan varlıktır.

Benzetme Yönü: Benzetmenin hangi yönden yapıldığını anlatır.

Benzetme Edatı: Benzetmede benzerlik, eşitlik, karşılaştırma… ilişkisi kuran edatlardır.

Bunlar, gibi, sanki, kadar, tıpkı… vb sözcüklerdir. Bu öğelerden ilk ikisi “temel”, son ikiside “yardımcı” öğelerdir.

  • Tam (Ayrıntılı) Benzetme:

Tam benzetmede öğelerin tamamı kullanılır.

Ali arslan gibi cesurdur.

Burada Ali, cesurluk yönünden arslana benzetilmiştir. Bu tür benzetmeye “tam benzetme (teşbih)” denir.

Cennet   gibi   güzel   vatanımız

bztln     edat   b.yönü      bzyn

  • Teşbih-i Beliğ (Güzel Benzetme):

Benzetmenin temel öğeleriyle (benzeyen ve kendisine benzetilen) yapılır. “Benzetme yönü” ve “benzetme edatı” kullanılmaz.

Nazlı vücudu bir kucak ot, bir yığın kemik

Bu dizede nazlı vücut (benzeyen). Bir kucak ot, bir yığın kemiğe (kendisine benzetilen) benzetilerek güzel benzetme yapılmıştır.

Atılan elbiseler,    boğazlanmış bir adam

“Cennet vatan”,

Altın başaklar”.

“Gördüm deniz dedikleri bir başlı ejden”,

“Gider oldum kömür gözlüm elveda” gibi sözler dizeler birer “teşbih-i beliğ” (güzel benzetme) dir.

  • Temsili Teşbih:

Kendisine benzetilen, benzeyenin tüm özelliklerini kendine toplarsa, bu tüm benzetmeye “temsili benzetme” denir. Örneğin Tevfik Fikret’in ünlü “Çınar” şiirinde vatan çınara benzetiliyor.

Hani bir gün seninle Topkapı’dan

Geliyorduk; yol üstü bir meydan

Bir çınar gördük, enli, boylu, vakur

Bir ağaç: hiç eğilmemiş, mağrur.

Koca bir gövde belki altı asır

Belki ondan daha fazla, dalgın, ağır

Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş.

Söyle ey garip vatan, bildir;

Çektiğin hangi kanlı seyyiedir… (Çınar, Tevfik Fikret)

Bu şiirde, vatanın özellikleri çınar üzerinde toplanmıştır. Böylece “temsili benzetme” yapılmıştır.

3-İSTİARE (Eğretileme)

Benzetmenin temel öğelerinden birinin (benzetilen ya da kendisine benzetilen) söylenmesiyle yapılan benzetmedir.

Bir başka deyişle, bir sözün gerçek anlamını kaldırarak, benzerliği olan başka bir anlamı eğreti olarak verme, ödünç verme demektir. Cesur insana “aslan”, kurnaz kimseye “tilki” demekle istiare yapılmış olur.

İstiarenin başlıca üç türü vardır.

  • Açık İstiare

Yalnız “kendisine benzetilen” kullanılarak yapılan benzetmedir.

Kurban olam kurban olam

Beşikte yatan kuzuya

Bu dizelerde, beşikte yatan bebek, kuzuya benzetilmiştir. Ancak benzetilen (bebek) söylenmemiş, kendisine benzetilen (kuzu) söylenerek “açık istiare” yapılmıştır.

Ağaçlar sonbaharda elbiselerini soyundu.

Bu cümlede “elbise” sözüyle” (kendisine benzetilen), yapraklar söylenmemiştir.

Şakaklarıma kar mı yağdı? Ne var?

Bu dizede “ak saçlar”, “kar” a benzetilmiş, benzetilen (saç) söylenmemiş, yalnızca kendisine benzetilen (kar) söylenmiştir.

Uyarı: Açık istiarenin, Divan ve Halk şairlerince ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış biçimlerine “mazmun” denir. Uzun boy için selvi, kaş için hilal, diş için inci, ağız için gonca sözleri birer mazmundur.

  • Kapalı İstiare

Yalnız “benzeyen” kullanılarak yapılan benzetmedir. Kapalı istiarelerde, “kendisine benzetilen” söylenmez.

Tekerlekler yolara bir şeyler atıyor.

Bu cümledeki “tekerlekler”, insana benzetilmiş ancak “insan” (kendisine benzetilen) söylenmemiştir. Bu nedenle kapalı istiare yapılmıştır.

Ufukta günün boynu büküldü.

Bu cümlede de “güneş” (benzeyen) insana benzetilmiş, ancak “insan (kendisine benzetilen) söylenmemiştir. Bu nedenle kapalı istiare yapılmıştır.

Beni bir dağda buldular

Kolum kanadım yoldular

Dolaba layık gördüler

Derdim vardır inilerim

Bu dörtlükte, “dolabın döndüğü” anlatılmıştır. Benzeyen öğe “dolap” söylenmiş, kendisine benzetilen öğe, “inan” söylenmemiştir. Bunu benzetme yönünden (inleme) çıkarıyoruz. Bu dörtlükte de kapalı istiare yapılmıştır.

Ali kükreyerek düşmanın üstüne yürüdü.

Bu cümlede Ali, kükreme özelliğinden ötürü aslana benzetilmiştir. Ali, (benzetilen) söylenmiş, “aslan” (kendisine benzetilen) söylenmemiştir.

Bu cümlede de kapalı istiarede kimi zaman “benzetme yönü” kullanılır. “Benzetme edatı” hiç kullanılmaz.

Uyarı: Kapalı istiarelerde, kişileştirme sanatı (teşhis) da yapılmaktadır. Çünkü, bu söz sanatında, insan dışındaki varlıklar, insanların çok bilinen özelliklerine benzetilerek tanıtılmaktadır. Yukarıda geçen “tekerlek, “gün” ve “dolap” sözcüklerine insan kişiliği de kazandırılmış olmaktadır (bkz. Kişileştirme ve konuşma)

  • Temsili İstiare

Benzetmenin temel öğelerinden yalnız biriyle (benzeyen ya da kendisine benzetilen) yapılır. İlk bakışta sembolik şiire benzerse de, birbirine karıştırılmamalıdır. Temsili istiarede söylenmeyen öğenin temsil ettiği varlıklar ya da olaylar gerçektir. Sembolik şiirde ise yapılan benzetmeler hayalidir.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol.

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

                                                      (Y.K.Beyatlı)

Yukarıda bir bölümü alınan “Sessiz gemi” şiirinde ölüm (benzeyen), gemiye (benzetilen) benzetilmiş bir dizi benzerlik yönleri sıralanmış: ancak “ölüm” (benzeyen) söylenmemiş, yalnız “sessiz gemi” anlatılarak şiir tamamlanmıştır.

Uyarı: Fabi türündeki tüm şiirler temsili istiaredir.

4-KİNAYE

Bir sözcüğün ya da sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde birlikte kullanılmasıdır. Asıl geçerli olan mecaz anlamdır.

Ey benim sarı tamburam

Sen ne için inilersin

İçim oyuk, derdim büyük

Ben onun’çün inilerim

Üçüncü dizedeki “içim oyuk” sözü hem gerçek (Tamburun içi yoktur), hem de mecaz (acılı,dertli) anlamlarıyla kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

O adamın, her zaman kapısı açıktır.

Burada, “kapısı açıktır” hem gerçek (hem gerçekten açıktır) hem mecaz (adamın konuksever olması) anlamda kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

Nereden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar

Bu dizelerde şairin bozulmuş bahçeler görmüş olması tabiidir. Mecaz anlamı ise şairin birçok kimse öldükten sonra yuvalarının dağılmış olması görmesidir.

5-TEŞHİS (Kişileştirme) ve İntak (Konuşturma)

İnsan dışındaki varlıklara ya da kavramlara insan kişiliği kazandırma sanatına kişileştirme (teşhis) denir. İnsanın konuşma yetisinin başka varlıklara aktarılmasına da intak (konuşturma) sanatı denir.

Bu iki sanat genellikle birlikte kullanılır. Her “kişileştirme” de konuşturma olmayabilir, fakat her “konuşturma” da mutlaka “kişileştirme” vardır. Özellikle fabllarda, hayvan öykülerinde masallarda sık sık bu sanata başvurulur.

Bulutlar gözyaşı döktüler.(Teşhis) (aynı zamanda kapalı istiare)

Bu cümlede “bulutlar” insanlara özgü bir nitelik olan “gözyaşı dökme” özelliği ile tanıtıldığı için kişileştirme sanatı yapılmıştır.

Bülbül, “senin nazını çekemem…” diyordu. Güle.

Bu cümlede “bülbül”, hem “naz çekme” özelliği ile kişileştirilmiş, hem de insanlar gibi konuşturulmuştur. Burada kişileştirme konuşturma sanatı birlikte kullanılmıştır.

Güğüm bir gün, testiye:

“Yola çıkalım” dedi.

Testi: “korkarım” dedi.

Evde kalmak istedi.

Bu dörtlükte de “kişileştirme” ve “konuşturma” sanatı vardır.

Yüce dağlar birbirine göz eder,

Rüzgar ile mektuplaşır, naz eder,

İçmiş gibi geceyi bir yudumda

Göğün mağrur bakışlı bulutları     (Bu dizelerde de “kişileştirme (teşhis)” yapılmıştır.)

Salındı bağçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menevşe boyun eğdi,

Gül kızardı hicabından

6-TARİZ (İğneleme, Dokundurma)

Söylenen sözün ya da kavramın, gerçek ya da mecaz anlamı dışında tamamen tersini anlatma sanatıdır. Bir başka deyişle, birini küçük düşürmek onunla alay etmek ya da iğnelemek için sözün ters söyleyerek amacımızı belirtmedir. Örneğin; randevusuna geç kalmış kişiye “Aman ne kadar erken geldiniz” diyerek onu iğnelemiş oluruz. Bir kişinin tembelliğini anlamak için de “ Bu ne çalışkanlık! Dersek “tariz” yapmış oluruz.

“Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden”  (Eşref)

Ters Öğüt Destanı

Bir yetim görünce döktür dişini,

Bozmaya çabala halkın işini

Günde yüz adamın vur ser leşini

Bir yaralı sarmak için yeltenme

Her nereye gidersen eyle talanı

Öyle yap ki ağlatasın güleni

Bir saatte ki ağlatasın güleni

El bir doğru söylerse inanma       (Huzun)

Bu dörtlükte şair, okuyucuya öğüt veriyor. Yetim hakkını yiyen, halkın işini bozan, çevresini kırıp geçiren, kimseye yardım etmeyen birisini öğütlüyor. Ancak, dikkat edilirse şairin asıl amacı bunların tam tersinin doğru olacağını anlatmaktır. Şair, bu dörtlükte söylenenlerin tersini anlatmak istiyor.

ANLAMA DAYALI SÖZ SANATLARI

Bir sözcüğün ya da birbiriyle anlam ilişkisi bulunan sözcüklerin gerçek anlamlarıyla yapılan söz sanatıdır.

1-TENASÜP (Uyum, Uygunluk, Orantı)

Anlamca birbirine uygun, birbiriyle ilişkili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır. Divan edebiyatında sıkça, Halk edebiyatında da seyrek başvurulan bir söz sanatıdır.

Yine bahar geldi, bülbül sesinden

Sada verip seslendi mi yaylalar

Çevre yanın lale sümbül bürümüş

Gelin olup süslendin mi yaylalar

Bu dörtlükte kullanılan “bülbül, sada seslenme”, “bahar, bülbül, lale, sümbül” “gelin olma süslenme” sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduğundan tenasüp sanatı yapılmıştır.

Deli eder insanı bu dünya

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar

Bu dizelerde de altı çizili sözcüklerle anlamca ıl… kurularak tenasüp yapılmıştır.

2-Îhâm

İki ya da daha fazla anlamı olan bir sözcüğü bir dize ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastederek kullanma sanatıdır. İham sanatı yapılırken beytin genel anlamıyla, kelimenin çeşitli anlamları arasında yakın bir bağ kurmak gerekir.

Îhâm, şüpheye, tereddüte düşürmek demektir. Şair öyle bir sözcük kullanır ki okuyucu o sözcüğün bütün anlamlarıyla şiiri anlayabilir, anlamlandırabilir

Not: Îhâm sanatını tevriye ve kinaye sanatı ile karıştırmamak gerekir. Tevriye sanatı da îhâm sanatı gibi kelimenin iki gerçek anlamı üzerine kurulur ancak tevriyede kelimenin uzak, dolaylı anlamı kastedilir. Îhâmda ise anlamların ikisi de yakın anlamlıdır ve şiire, beyte uyar. Kinâyede ise her ikisinden de farklı olarak kelimenin iki veya daha fazla gerçek anlamı değil, gerçek ve mecaz anlamı bir arada kullanılır ve özellikle mecaz anlamı kastedilir.

“Her ne dem lutf eyleyüp bezmi müşerref eylesen
Ehl-i bezm ayağına yüz sürmeğe âmâdedir.”

Ünlü divan şairi Nef’i bu beyitte îhâm sanatını “ayak” kelimesi ile yapmıştır. Ayak, hem bacağın “bilekten sonraki kısmı” hem de “kadeh” anlamındadır. Bu iki anlam da beytin genel anlamıyla uyumludur. Ayak kelimesini “bacağın bilekten sonraki kısmı” anlamında alınırsa beytin anlamı şu şekilde olur : “(Ey sevgili) Ne zaman lutf edip içki meclisini şereflendirsen, oradakiler senin ayağını öperek saygı göstermek için (ayaklarına kapanmak için) (hazır) beklemektedirler.” Ayak kelimesini “kadeh” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur: “Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen oradakiler senin getirdiğin kadehe yüzlerini sürmek için hazır beklemektedirler.”

Güzeller mihribân olmaz dimek yanlışdur ey Bâkî
Olur vallâhi billâhi hemân yalvarı görsünler

Üstat Bâkî, bu beyitte “yalvar” sözcüğüyle îhâm sanatını oluşturmuştur. Yalvar, hem gümüş para hem de yalvarma eylemi anlamına gelmektedir. Bu ünlü beyitte şair “yalvar” sözcüğünü her iki anlama da gelecek şekilde kullandığı için îhâm sanatı oluşmuştur.

  • Îhâm-ı Tenâsüp

Birkaç anlamı olan bir sözcüğün dize ya da beyit içinde söylenmemiş anlamıyla, öteki kimi kelimeler arasında anlam ilgisi kurmaktadır. Bu sanat adından ve tanımından da anlaşılacağı gibi îhâm ile tenâsüp sanatının birleşmesiyle olur.

Mihr solmazsın bana rahm eylemezsin bunca kim
Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler beni Fuzûlî

Beyitte “mihr” sözcüğünün sevgi anlamı beytin genel anlamıyla ilgilidir. Zirâ sâye-i zülfün derken senin saçının gölgesi şeklinde sevgili muhataptır. Fakat “mihr”in bir de güneş anlamı vardır ve kastedilmemiştir. Sâye (gölge) sözcüğüyle de “mihr”in güneş anlamının ilgili olması îhâm-ı tenâsüp sanatını oluşturur.

  • Îhâm -ı Tezat

Birden fazla anlamı olan bir sözcüğünün dize ya da beyit içinde söylenmeyen anlamıyla karşıt anlamı olan bir sözcük arasında anlam ilgisi kurularak yapılan iham sanatıdır. Bu sanat da îhâm ve tezat sanatının birleşmesiyle oluşur.

Vakt-i iftâr kühen sözlere karnım toktur
Vehbiyâ aç elini hayr duâ eyle hemân

(İftar vakti köhne, eskimiş sözlere karnım toktur. Ey Vehbi, aç elini ve hemen hayır dua et.)
“Aç” sözcüğü hem “açmak” eyleminin emir şeklidir; hem de karnı acıkmış, yeme ihtiyacı duyan kimse anlamındadır. Burada sözcüğün ilk anlamı kullanılmış, kullanılmayan ikinci anlam ise “toktur” sözcüğüyle karşıtlık oluşturmuştur.

3-TEVRİYE (Çift gerçek anlamlı)

Bir sözcüğün bir beyitte, bir cümlede, birden çok gerçek anlamı sezdirecek biçimde ve yakın anlamdan çok uzak anlamı kastedilerek kullanılmasıdır. Bir başka deyişle sesteş sözcüklerin birden çok anlamıyla kullanılmasına “tevriye” denir.

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Bu dizede geçen “el” sözcüğü hem “organ adı” hem de “kalıcı kalan” anlamında kullanıldığı için tevriyelidir.

Tevriyede de kimi zaman sözcüğün yakın anlamı söylenip uzak anlamı da anlatılabilir.

Havada yaprağa döndürdü rüzgar beni

Bu dizede “rüzgar” sözcüğü “yel” ve “zaman” anlamında kullanarak “zaman” kavramı kasdedilmiştir.

Bu kadar şetafet çünkü sende var.

Beyaz gerdanında bir de ben gerek

Bu beyitteki “ben” sözcüğü, hem “deri üzerindeki siyah noktacık iz” hem de söyleyen kişinin yerini tutan “ben” zamiri anlamlarına gelebilecek biçimde kullanıldığı için tevriye yapılmıştır.Kinayeden ayrılan yönü ise kinayede uzat anlamın mecazı olarak kullanılmasıdır. Tevriyede ise, yakın ve uzak anlam da gerçek anlamlıdır.

Bana Tahir Efendi kelp demiş

İttifatı bu sözde zahirdir

Maliki mezhebim benim zira

İtikadımca kelp tahirdir.

Burada “tahir” sözcüğü tevriyelidir. Hem Tarih Efendi, hem de “tahir” sözcüğü “temiz” anlamında kullanılmıştır. Şair, asıl Tahir Efendi’yi kastetmiştir.

4-TECAHÜL-İ ARİF (Bilmezlikten Gelme)

Bilinen bir gerçeği, bir nükteye, (espri, ince anlamlı şaka söz) dayanarak bilmiyormuş gibi söyleme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi hayali ve güzel bir nedene bağlar.

Ey Şuh! Nedima ile bir seyrin işittik.

Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde (İşret yiyip içme)

Şair Nedim. Göksu’da sevgilisiyle yiyip içtiğini, eğlendiğini bildiği halde bilmiyormuş gibi görünerek Tecahül-i Arif sanatını yapmaktadır.

Gökyüzünün başka rengi de varmış

Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar, ateş yakarmış

Her geçen günün bir dert olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış

                                               (C.S.Tarancı)

Bu dizelerde; taşın sert olduğu, ateşin yakacağı ve suyun boğacağı bilindi halde şairin bunların anlaşılması için “bu yaş” ı (otuz beş yaşını) şart koşması, bildiği halde bilmezlikten gelmesidir.

5-HÜSN-İ TALİL

Güzel şeyler düşünelim diye

Yemyeşil oluvermiş ağaçlar

Ağaçların yeşil oluşu, doğal bir olgudur. Ancak bu dizelerde şair, ağaçların yeşil oluşunu insanlara güzel şeyler düşündürmesi nedenine bağlamıştır.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/

Birçok senler geçti dönen yok seferinden

Ölenlerin dünyaya dönmeyişini yerlerinden memnun olmalarına bağlıyor)

Gül-i ruhsarına karşı gözümden kanlı akar su

Habibim fasi-ı güldür bu akarsular bulunmaz mı

(Gul-i ruhsar: gül yanaklı fasl:mevsim)

Bahar mevsiminde (gül mevsimi) suların bulanık akması doğaldır. Ancak şair, suların bulanık akmasını, sevgilinin aşkıyla döktüğü kanlı gözyaşlarının sulara karışıp, onları bulandırması nedenine bağlamaktadır. Bu nedenle “hüsn-i talil” sanatı yapılmıştır.

Salındı bağçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menekşe boyun eğdi,

Gül kızardı hicabından

Güllerin kırmızı olması bir doğa olayıdır; ancak şair sevgilinin güzelliği karşısında güllerin utancından kıpkırmızı olduğuna bağlıyor.

Saksında ruhumun bütün yası var.

Derdimle soluyor açılan gonca.

Bu dizelerde, goncanın solması doğal bir olay olduğu halde, şair bunu goncanın yaslı olduğu, dert çekmesi nedenine bağlıyor. Bununla da “hüsn-i talil” yapmış oluyor.

Ey sevgili sen bu ilden gideli

Yaprak döktü ağaçlar, coştu gökyüzü

Bu dizelerde şair, ağaçların yapraklarını dökmesi doğal olduğu halde, bunun nedenini sevgilisinin gitmesine bağlayarak “hüsn-i talil” sanatı yapıyor.

Müzeyyen oldu reyahin bezendi bağ-ı çemen

Meğer ki haber geldi yardan bu gece

Müzeyyen : Süslenmk

Reyahın     : Reyhanlar

Bu dizelerde “sevgiliden haber geldiği için fesleğen çiçekleri süslendi, bahçenin çimenleri bezendi” demek isteniyor. Oysa sevgili bahçeye gelse de gelmese de çiçekler yine de açacaktır.

6-TEZAT (Zıtlık, karşıtlık)

Anlamı güçlendirmek için karşıt kavramların özellikleri bir arada kullanılır. Zıt kavramlardan birinin gerçek, diğerinin ise mecaz anlamda kullanılmaktır.

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Şair bu dizelerde “dost” ve “düşman” karşıt sözcüklerini bir arada kullanarak anlamı daha da güçlendirmiş: böylece “tezat” sanatı yapılmıştır.

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Bu dizede “ağlamak” ve “gülmek” karşıt sözcükleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

Güvenme varlığa (zenginlik) düşersin darlığa (fakirlik)

Çın çın ötüyor sessizlik

Bu dizede de “sessizlik” ve “çın çın ötmek” karşıt sözleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

7-LEFF -Ü NEŞR (Açma ve Yayma)

Birkaç şeyi söyledikten sonra, onlarla ilgili kavramları bir cümle ya da manzumede belli düzenlerle sıra gözeterek anlatma sanatıdır. Kısacası, dizelerde ya da yazıda bir tür söz simetrisi yapmaktır.

Bahçıvan güller ekmiş

Dikeniyle bahçeye

Burada bahçıvan 2. dizedeki bahçe ile ilgilidir.

Gül sözcüğü de 2. dizedeki diken ile ilgilidir.

Dolayısıyla bir leff-ü neşr sanatı yapılmıştır.

İlk bakışta tenasüp sanatına benzerse de şekil kullanış bakımından farklıdır. Tenasüpte sözcükler gelişi güzel sıralanır. Leff-ü Neşrde birbirine denk düşürülen sözcükler belli bir sıraya göre düzenlenir.

  • Düzenli Leff ü Neşr (Leff ü Neşr-i Mürettep)

Her iki dizede birbiriyle ilgili olan sözcüklerin aynı sırada verilmesidir.

“Hakir olduysa millet, şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sakıt olmaz kadr ü kıymetten”

Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi”nden alınan bu beyitte ilk dizede verilen millet kavramı ikinci dizede cevher, ilk dizedeki milletin hakir olması ikinci dizede cevherin yere düşmesi ve son olarak ilk dizedeki milletin şanına noksan gelmemesi de ikinci dizedeki cevherin değerini kaybetmemesi kavramları aynı sırada karşılanmış ve düzenli leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

“Nedir bu savaş insanlarda barışa azim yok mu?
Kan dökücü mızrağı atıp zeytin dalı tutmak yok mu?”

Bu dizelerde ilk dizede verilen savaş kavramı ikinci dizede mızrak, ilk dizedeki barış ise ikinci dizede zeytin dalı kavramı ile karşılanmış ve düzenli leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

Buy-i gül taktir olunmuş, nazın işlenmiş ucu

Biri olmuş hoy birisi dest-mal olmuş sana

(Buy-i gul: Gül kokusu; Hoy: Ter, Dest-mal: Mendil)

Bu beyitte, birinci dizedeki “buy-i gül”, ikinci dizedeki “hoy(ter)” ile yine birinci dizedeki “destmal (mendil)” ile ilgi kurulmuştur. “Gül kokusu” ter: “naz”da “ucu işlenmiş mendil” olarak düşünülmüş ve düzenli leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

  • Düzensiz Leff ü Neşr (Leff ü Neşr-i Gayri Mürettep)

Birinci ve ikinci dizelerdeki birbirini karşılayan sözcüklerin çapraz veya karışık söylenmesidir.

“Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da ruzgârın görmüşüz “

Bu beyitte ilk dizede verilen hazan , ikinci dizede rüzgar; ilk dizedeki bahar ise ikinci dizede neşat (sevinç, keyif, neşe,) kavramı ile karşılanmıştır. Kavramlar çaprazlama biçimde verildiği için düzensiz leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
Göz kırpar yıldızlar, türküler söyler balıklar

Bu dizelerde ilk dizede verilen deniz , ikinci dizede balıklar; ilk dizedeki gökyüzü ise ikinci dizede yıldızlar kavramları ile karşılanmıştır. Kavramlar çaprazlama biçimde verildiği için düzensiz leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

8-TELMİH (Çağrışım, anıştırma)

Herkesçe bilinen geçmişteki bir olayı, efsaneyi, çağrıştırma, anımsatma sanatıdır. Bir sözün telmih olduğunu anlayabilmek için, çağrıştırılan olay, durum ve kişi hakkında bir bilgiye sahip olmalıyız.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu

Kerem’in sazına cevap veren bu

Kuruyan gözlere yaş gösteren bu

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi

Bu dörtlükte şair, “Aslı ve Kerem” sözleriyle ünlü “Kerem ve Aslı” adlı aşk hikayesini çağrıştırmaktadır.

Seretti hava üzre denir taht-ı Süleyman

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Bu beyitte de “taht-ı Süleyman” sözü ile gösteriş ve saltanatlarıyla ünlü Süleyman peygamber çağrıştırılıyor.

Gökyüzünde İsa ile

Tur dağında Musa ile

Elindeki ki asa ile

Çağırayım Mevlam seni

Yunus Emre bu dörtlüğünde de Hz.İsa’nın göğe çıkış inancını, Hz.musa’nın Tur Dağı’nda Tanrı ile konuştuğu inancını ve Hz.Musa’nın asa ile gösterdiği mucizeleri telmih etmiştir.

Ey dost senin yoluna

Canım vereyim Mevla

Aşkını komayayın

Od’a gireyim Mevla

Bu dizelerde “Od’a gireyim” sözü ile Hz.İbrahim Peygamberin ateşe atılma olayı anlatılıyor.

9-MÜBALAĞA (Abartma)

Bir varlığı, olayı ya da düşünceyi olduğundan çük daha büyük (ya da küçük) gösterme sanatıdır. Mübalağa, günlük yaşamda sıkça başvurulan bir anlatım yoludur. Mizah (gülmece) yazarları, insanları kusurlu yanlarını belli bir abartma ölçüsüyle ortaya koyarlar.

Sekizimiz odun çeker

Dokuzumuz ateş yakar

Kaz kaldırmış başın bakar

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.

Kaygusuz Abdal’ın bu dörtlüğünde, sekiz kişinin ateş yakmasına karşın kazın pişmeyişi abartmalı bir biçimde anlatılarak mübalağa sanatı yapılmaktadır.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir. Savrulur enkaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak,el, ayak

Boşanır sırtlara, vadilere sağnak, sağnak!

Bu dizelerde anlatılanlar abartıdır. Burada da mübalağa sanatı vardır.

Ak gerdanında benler öldürdü beni

Bu dizede de “benlerin şairi öldürmesi” bir abartıdır.

10-NİDA (Seslenme)

Söze söyleyişle (nazım ve nesirde) coşku katmak için ünlem görevli sözcükleri sıkça kullanmaktır. İlk bakışta tekrir sanatına benziyor. İşlevsel olarak tamamen farklıdır. Nida ya yalnız ünlem ve seslenme sözcükleri kullanır. Tekrir de ise her sözcük kullanılabilir.

Sen ey Kars’lar, Antep’ler, Erzurum’lar, Maraş’lar

Dördünden bir ikisi şehit düşen kardaşlar

Ey zeybekler, seymenler, dadaşlar diyarı hey!

11-İSTİFHAM (Soru sanatı)

Duygu ve düşüncelerin daha etkili olabilmesi için soru biçiminde anlatımdan yararlanma sanatıdır. Amaç soru sormak değil, okuyucunun dikkatini devamlı kılmaktır. İlk bakışta tecahül-i Arif sanatına benzerse de birbirinden apayrı sanattır.

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı

Benim de mi düşüncelerim olacaktı

Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,

Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?

12-RÜCU (Cayma, dönme, vazgeçme)

Önceden söylenen sözden cayma ya da birbiriyle çelişir görünen düşünceleri ileri sürmektir. Rücu sanatına önceki söylenenlerden vazgeçmek anlamı yoktur, tersine önceki söylenenleri geliştirme amacı vardır.

Erbab-ı teşaür çoğalıp şair azaldı

Yok öyle değil şairin ancak adı kaldı

(Erbab-ı Teşaür Şiirle uğraşanlar)

Ferda senin, dedim beni alkışladın

Senin değil ferda sana vediadır. (emanet)

13-TERDİD (Beklenmezlik)

Bir olayı, bir düşünceyi beklenmedik bir biçimde sonuçlandırarak okuyucuyu şaşırtmayı amaçlayan bir sanattır.

Dişin mi ağrıyor?

Çek kurtul

Başınmı ağrıyor?

Bir çeyreğe iki aspirin

Verem misin?

Üzülme onunda çaresi var

Ölür gidersin!

14-KAT’I (Kesiş)

Anlamın daha da etkili olması için sözü yarıda kesme sanatıdır.

Gün, öylesine güzel ki!

Öylesine güzel ki dünya

Yaşadıkça

Akşam öylesine güzel ki!

Öylesine güzel ki akşamda ay

Ayda kadın…

15-SEHL-İ MÜMTENİ

İlk bakışta kolay gibi görünen, ama benzeri söylenmeye çalıştığı zaman ne kadar güç olduğu anlaşılan yalın anlatımlara denir.

Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm

Beni bende demen bende değilim

Bir ben vardır bende benden içeri

16-AKİS

Cümle ya da dizedeki söz sırasının bir öncekinin tersi olarak düzenlenip tekrarlama sanatıdır.

Yaşamak için yemeli

Yemek için yaşamamalı

İzmrin denizi kız, kızı deniz

Sokakları hem kız, hem deniz kokar…

17-İRSAL-I MESEL (Örnekleme)

Şiir ya da düzyazıda, konuya uygun düşen ata sözlerinin kullanılmasıdır. Böylece düşüncenin daha da inandırıcı olması sağlanır.

Dünyada ahrete gidip gelmemek

Olmasa iktiza eder ölmemek

“Balık baştan kokar”, bunu bilmemek

Seyrani gafilin ahmaklığından

Bu dörtlükte, 3. dizede “balık baştan kokar”, atasözü dörtlüğe uygun biçimde söylenmiş ve irsal-i Mesel sanatı yapılmıştır.

18-Tedric (Derecelendirme)

Dile getirilen düşünceyi derece derece yükselten ya da alçaltan bir sistemle sıralama sanatıdır.

Tedric iki şekilde oluşturulur.

  • Yükselen Tedric

Kavramların küçükten büyüğe doğru sıralandığı şeklidir.

“Geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar
Zaman sanki bir rüzgar ve bir su gibi aksın”

  • Alçalan Tedric

Kavramların büyükten küçüğe doğru sıralandığı şeklidir.

“İki asker mızrak mızrağa, kılıç kılıca, hançer hançere vuruşmaya başladılar.”

19-Sihr-i Helâl (Helal Büyü)

Bir beyitte hem kendinden önceki hem de sonraki sözcüklerle anlamca ilgili olan bir sözcük veya sözcük grubunun bulunmasına dayana edebi sanattır. Bu sanat çoğunlukla ilk dizenin sonundaki kelime üzerinde gerçekleşir.

“İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budagınun mizacına gire kurtara su”
(Gül fidanı bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor; bunu, ondan suyun gül dallarının damarlarına girmesi kurtarabilir.)

Üstat Fuzuli’nin Su Kasidesi’nden alınan bu beyitteki “meğer bir renk (hile) ile ” söz grubu hem birinci dizenin sonunda hem de ikinci dizenin başında anlamlı olacak şekilde kullanılmıştır. Beyit ilk durumda gül bülbülün kanını bir hile içmek istiyor, su gül fidanının mizacına girerek bülbülü kurtarabilir; ikinci durumda ise gül fidanı bülbülün kanını içmek istiyor, eğer su bir hile ile gül fidanın mizacına girerse bülbülü kurtarabilir” şeklinde anlam kazanır. Yani daha açık anlatmak gerekirse ilk durumda hile yapan gül, ikinci durumda ise hile yapan sudur.

“Âkil isen vahş u tayrın şâhı ol Mecnun gibi
Başına mürg âşiyânından külâh-ı devlet al”

(Akıllıysan, Mecnun gibi kuşların ve vahşi hayvanların şahı ol. Başına kuş yuvasından bir devlet külahı al.)

Bu beyitte ise ilk dizenin sonundaki “Mecnun gibi” sözü hem birinci dizenin sonuna hem de ikinci dizenin başına getirildiğine anlamlıdır.

SÖZE DAYALI SANATLAR

Sözcüğün yapısına, söylenişine ve yazılışına dayanarak yapılan söz sanatları şunlardır:

1-CİNAS

Seslen aynı, anlamları farklı sözleri bir arada kullanma sanatıdır. Yani sesteş sözcüklerin ayrı ayrı anlamlarda kullanılmasıdır. Cinaslı sözcükler daha çok manilerde kullanılır.

Al beni, ele beni

Kül edip ele beni.

Seveceksen kendin sev

Sevdirme ele beni.

“Beni kül edip elekte ele”  ve “Beni ele (başkasına) sevdirme.” diyerek ele sözcüğünü iki ayrı anlamda kullanarak cinas yapmıştır.

Her nefeste eyledik yüz bin günah

Bir günaha etmedik hiçbir gün ah

Bu beyitte “günah ve gün ah” sözcükleri cinaslıdır.

Hey oynayan yavrular

Ağaçta kuş yavrular

Ellerin derdi biter

Benim derdim yavrular

Bu dörtlükte “yavrular” sözcüğü, 1. dizede gerçekten “yavru”, 2. dizede “kuşun yavrulaması”, 4. dizede “derdin çoğalması” anlamında kullanılarak cinas sanatı yapılmıştır.

Kalem böyle çalınmıştır yazıma

Yazım kışa uymaz, kışım yazıma

2-ALİTERASYON (Ses ve Hece Yinelemesi)

Bir cümlenin içinde aynı baş harf veya seslerin tekrarlanmasıdır. Bu, metni daha akıcı ve ritmik hale getirebilir. Örneğin, “sarı süslü safran süzüldü” ifadesinde “s” harfi aliterasyon örneğidir.

Kargayı kuzgunun kovardı kondurmazdı

Bu cümlede, “k” sesinin tekrarlarıyla bir ses güzelliği meydana getirilmiştir.

Karşı yatan karlı kara dağlar, kararıptır, otu bitmez.

Bu cümlede de , “kar” hecelerinin yinelenmesiyle aliterasyon yapılmıştır.

3-SECİ (İç Uyak)

Düzyazı cümleleri içinde ya da sonlarında yapılan uyaklara seci denir. Divan edebiyatının süslü düzyazı örneklerinde secilere bolca rastlanır.

Alimsin, ilmine gayet yok.

Kadirsin kudretine nihayet yok.     ( Sinan Paşa)

Bu cümlelerde, “gayet” ve “nihayet” sözcükleri iç uyak: “yok” sözcükleri de rediftir.

Dedim: Beratımın mazmunu ne içün süret bulmaz?

Dediler Zevaiddir, husulü, mümkün olmaz   (Fuzulî)

Bu cümlelerde geçen “bulmaz” ve “olmaz” sözcüklerinde seci (iç uyak) vardır.

Öyle olacak dünya kişiye hoşdar olur;

Uçtan uca gül ü gülzar olur.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır

4-TEKRİR (Tekrar, Yineleme)

Söze güç kazandırmak için, belli sözcüklerin düzyazıda ya da şiirde yineleme sanatıdır.

Vur, aşkın ve Hak’kın zaferi için

Vur, senden bak dünya bunu istiyor;

Bu dizelerde, “Vur” sözcükleri yinelenerek “vurmak” eylemi anlamca güçlendirilmiş, tekrir sanatı yapılmıştır.

Dedim inci nedir dedi dişimdir

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir dedi yaşımdır

Dedim daha var mı dedi ki yok yok

Bu dizelerde “dedim, dedi” sözcükleriyle teknir sanatı yapılmıştır.

Kaldırımlar ıstırap çekenlerin annesi

Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır

Kaldırımlar duyurur sükun içinde seni

Kaldırımlar içimde uzayan bir lisandır.

5-Asonans:

Şiirde aynı ünlü seslerin tekrarına denir.

“Neyzen sen, nefes sen, neylersin neyi
Neyzensen, nefessen, neylersin neyi” Ziya Osman Saba (“e” sesi tekrar edilmiş )
“Anlattı uzun uzun
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun” Kemâlettin Kamu- Bingöl Çobanları (“u” sesi tekrar edilmiş )

6-Lebdeğmez (Dudak değmez)

İçerisinde “b,p,m,f,v” gibi dudak ünsüzlerinin bulunmadığı sözcüklerle yazılan şiire lebdeğmez denir. Bu tarz şiirlere hal edebiyatında daha sık rastlanır. Özellikle âşıklar atışmalarında bu sanatı bir ustalık göstergesi olarak değerlendirmişlerdir.

“Âşıklar söylenen sözden alırsa
İnsanlar içinde hastan sayılır
Hakikat dersini özden alırsa
Yaratan Tanrı’ya dosttan sayılır” Selmâni

“Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler” Ahmet Kutsi Tecer

7-Akrostiş

Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru anlamlı bir sözcük veya sözcükler oluşturmasına akrostiş denir.

Var olan bir sen, bir ben, bir de bu bahar.
Elden ne gelir k? Güzelsin, gençliğin var.
Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes
İnan ki bir daha geri gelmez bu günler
Âlemde bu andır, bize dost esen rüzgar Cahit Sıtkı

8-İştikak (Türetme)

Aynı kökten türeyen sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.

“Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed‘sin efendim
Hak’tan bize sultan-ı müeyyedsin efendim” (Şeyh Galip)

“Hala o cehalet, o tecahül, ve o techil” (Tevfik Fikret)

9-Akis (Yansıma, Çaprazlama)

Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek yeniden söyleme sanatıdır.

“Dîdem rûhunu gözler, gözler rûhunu dîdem”

“Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli”

10-İade

Şiirin her beyitinin son sözcüğünü sonraki beyitin ilk sözcüğü olarak kullanma sanatıdır.

Ey güzellik göğünün mâh-ı münevver kameri
Şâd kıl gönlümü gün gibi tulû et seherî

Seherî aşk ile meydâna girip seyr edeyim
Ola ki peyk-i sâbâdan ere yârin haberi

Haberi olsa anın yoluna cân verdiğime
Bana rahm eyleyüben eyleye idi nazarı Zâtî